Suretlerimiz Hırkalarımızdan İçeriye Yürüsün, Od’umuz Harlı Yansın.

‘’Eğer yaşarken sevgi ve bilinç ektiysek, arkamızda da sevgi ve bilinç büyüyecektir. Eğer mülkler ve kağıtlar bıraktıysak, arkamızda büyüyenler avukatların çalışması olacaktır. Ama eğer hiçbir şey ekmediysek, arkamızdan boşluk ve yıkım çok hızlı boy atacaktır.

Büyük yürüyüşçüler olmamız gerekiyor. Birbirimizin yanında, birbirimizin ayakkabılarını giyerek yürümeli, yürümeli ve yürümeliyiz. Dünyaya geldiğimiz ve gideceğimiz günü düşünerek yürümeliyiz. Kırılganlığın, çıplaklığın yanında cüppesiz yürümeliyiz.
Temellerinin artık önyargı ve yargı değil, alçakgönüllülük ve anlayış olduğu bir dünyayı oluşturmak için yürümeliyiz.’’

Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini dört Gözle Bekliyorum- Susanna Tamaro

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Ekim’in son günleri artık… Soğuk ama fazlada üşütmeyen oldukça parlak ve güneşli bir gün…

Mavi şehir’in yüksek katlı bloklarını ardımda bırakarak bu kez deniz kenarından değil de Ata kent yönüne, Mavi şehir İlk Öğretim Okulu önünden Cehar Dudayev bulvarına doğru indim.

İçsel olarak biraz sakinleşmeye, düşünmeye ve etrafı gözlemlemeye ihtiyacım var.
Continue reading

Sap Döner Hesap Gelir.

Ne kadar severim bilsen, küçük adam, ben o sözü..
Toparlayıp bir an içinde herşeyi, bir çıkın içinde önüne koyar gibidir..
Gerçektir..gerçekten öte gibidir..Rahatlatıcı bir yanı vardır..sanki ruhun dinlenirde bir nefes alırsın..
O sözün iki tarafı vardır..birincisi, keskin tarafın dönük olduğu yöndür.Bu taraftaysan küçük adam,durum senin için biraz iç acıtıcı olabilir..
İkincisi ise, küçük adam, hani eline bir çekiç alırsında çivi çakarsın ya.. işte o çiviye vurduğun taraf gibidir.. O tarafta isen yine de pek rahat sayılmazsın..

Ağlasun’un Sagalassos’u

Yüksekçebir yerde,o güzelim antik çeşmenin yanına geldiğimde,geriye doğru dönüp baktım..Hava oldukça soğuktu, Tepeler aşağıya doğru alçalarak ovaya inmekteydi..Buradan sislenmiş ova, çok farklı ve hoş görünüyordu.. Hemenaşağıda, tam ortasından geçen yoldan geçerek bulunduğumuz yere geldiğimiz,Ağlasun evlerinin kiremitleri görülmekteydi..Elimi mimarisine hayran olduğum çeşmenin önündeki sararmış uzun mermer yalağın içine daldırdım..Binlerce yılın ağırlığını duydum elimde..Buz gibiydi su..Ağlasun’un Sagalassosu,
Kendisiyle pek ilgilenmeyen Ağlasun’a dargın gibiydi..Sagalassos,Ağlasun’u pek ilgilendirmiyordu yalnızca sırtında taşıyordu sanki tüm tarihinden sormluymuş gibi..Orada durduğu ve ayağa kalktığı dirildiği sürece de bu değişmeyecekti..
Ağlasun kabul etmese de binlerce yıllık gerçek buydu..

Katpatuka’nın Atları.

Aklım gerideydi,gözlerim kapalı düşünüyordum..
Yarı bulutlanmış gökyüzünden bazen yüzünü gösteren güneş,bazen de bulutların arkasına saklanıyordu..
Bazen de öylesine kararıyordu ki hava,Nisan gülümsüyordu dışarıda,yağmurla..

Otobüs hızla orta Anadolu nun içlerinden almış bizi Ege kıyısına götürüyordu..Akım gerideydi ama..
Continue reading

Tek Rütbemiz İzmir.

geçti sevdalarla

Pat patları balıkçımotorlarının, gece henüz çökmeden, Okşamadan henüz yüzümü, hafifrüzgar, Yine o kıyı ve ışıklar. Ve deniz. Ve kıpırtılar. Kıyının ahengini, iç ahengimle eş yapıyorum. Ezgiler hafif. Dinlemedeyimİzmir’ imin gecesini. Bir kıyının hafif, uyumlu, egzotik bir hüseyni, şarkıda. Uzaklardan geliyor. Ses Müzeyyen hanım’ın sesine benziyor.

Geçdi sevdalarla ömrüm.
İhtiyar oldum bu gün,
Ak pak olmuş saçlarımla,
Bi karar oldum bu gün..

Cevaplamıyorum henüz uykunun çağrısını.

Rembetiko

Acının, isyanın ve insandoğasınınönemli bir parçası olan aşkın ezgileriyle, insanıadeta içine çeken müziktürü hangisidir biliyor musunuz?
Eğer hemen ‘’Arabesk’’ müzik diyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz. Soruyorum size;
Hiç Rembetiko tarzı müzik dinledinizmi?

Rembetiko müziği, 1924 mübadelesinde Anadolu’dan Yunanistan’a
Giden Rumların hayatlarından çok ilginç kesitler verir ve yabancılaşma konularını irdeler.

”Yaraları Kim Düşünür? Ölsem Ne Gam! (Yüzbaşı Şerafettin İzmir.)

Çılgın Türklerin verdiği onurlu savaşın sonlandığı an hangi andır
Bir tahmininiz var mı?
O öylesine bir andır ki, gururunuz sizi çok yüceltir, onurlandırır hatta ağlatır bile.

Fahrettin Altay paşa’ya bağlı süvari birlikleri, Bel kahve sırtlarından
İzmir yönüne doğru inmeye başlamışlardır.
O sabah 9 Eylül 1922 gününün altın şafaklı, esintili, mutlu sabahıdır.

O an, bir onurlu savaşın bitiş anının habercisidir.
Yüzbaşı Şerafettin ve arkadaşlarının ellerinde İzmir Hükümet Konağında dalgalanan Türk Bayrağı, Tüm dünya’ ya yeni bir dönemin başladığını haykırmaktadır.

Kaç Gavur İzmir Var.

İzmir Yanıyor.

Pasaport iskelesindeyim. Bostanlı vapuruyla karşıya geçeceğim.
İskeledeki görevli bir dergi uzattı.
Derginin üzerinde ‘’Cumhuriyet’in İzmir’i’’ yazıyor.
Vapuru beklerken içeriğine şöyle bir göz attım.
9 Eylül 1922 de İzmir’in kurtuluşundan sonra şehri terk edenlerce
Yakılıp yıkılışının çarpıcı yazı ve resimleri ilk planda dikkatimi çekti.
Bu dergiyi daha sonra daha da dikkatli inceledim.
Çok değerli insanlarca, mutlaka her İzmirlinin okuması ve dersler çıkarması gereken yazılar var içerikte.

Küllerinden Doğan Cennet: Smyrna

İzmir’in Kavakları

Gerçek bir İzmirlinin en gururlandığı ve mutlu olduğu gün hangisidir bileniniz var mı?
Size, İngiliz yazar ve gazeteci, Giles Milton’un orijinal adı ‘’Paradise Lost-Smyrna 1922’’ olan, Türkçe adıyla, ‘’Kayıp Cennet Smyrna 1922’’
İsimli kitabından okuduğum ve bırakın bir İzmirliyi, bir yabancının gözünde bile o mutlu gün hangisidir, biraz anlatayım izninizle.