Gizli Cennet, Sonsuz Gurbet.

Düşünelim ve duralım biraz,
Sınırlar yükselsin içimizde.
Ağlayan dikenli teller batsın yüzümüze.
Biraz ağlasın yüreğimiz.
Bir de açmış beyaz çiçekler, gökte güneş,
Garip, durduran tutulma..

Hatalı adımlarımız, hesaplar ve çarşılar,
Pegasus’un altın koşusu,
Tanrıların dağına.
Sadece neyi, neden istediğimizin cevabıysa,
Hayra vesile olmak.
Rab içinse içindekiler, ağlamaklar,
Ayağının altında varsa taşlar,
Bir yokluk, rahatlık içinde,
Diyeceğin sadece haklı da olsan,
”Neyin içinde” kayboluyoruz?
Yüceliğimizden dönmüşse başımız,
Fedakarlık bile övünç kaynağı değil artık.
Ay büyüyor ve güneşin önüne yürüyor.

Bir kapı da aralanıyor, gündüzler kararıyor.
Kimler kaldı ardında ve lanetledi seni.
Yürekler affa sığındı ve andı o isimleri..

Belki de düşmanlar sana, oldular ve kaldılar,
Belki şimdi eğilmeler, kabullenmeler, suskunluk.
Ne kadar güçlüsün ya da haklı hiç sorma.
Had, sınır aşmış savaşmış sevdiğini de sokak sokak aramış,
Kim bu derler akılsız mı?

İşte okuyorum diyor ki;
”Kaybolduğunu anladığında inat etme.” sadece yolu sor ve dur.
Hiddet, hırs, kibir ve korkuyla değil de,
Dinlersen güvenle söylenenleri,
Mutlak ama mutlak yardımlar,
Yakınına düşecek,
Meleklerin duasını saklar gibi.
İçindeki gizli cennet, sonsuz gurbet..

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Yine Maziden

Çekmek gönül eskiden, ama sevgiden yanmak, anlamak.
Gelmek dize.
Uzun yıllar ve ardından mazi,
Durmak değil, boyun eğmek ve bir daha eğilmek.
Aşka bedel unutulur ve ekinos, doğar en büyük Ay.
Gün geceye denk adı yine mazi.
Zaman zaman ağlatır, işte bu hazin hatıra.
Ardı duman sis başı göğe erdi, ayağının altı yan yatmış kaya.
Sarmadım belden ve geçtim bu emelden.
Saçlarından daha kara baht ve yukarda tutulmuş güneş.
Viran bir diyar.
Gönlüm baştan başa yıkı ve yukarı ay parlağı yokuş.
Gençliğim gitmiş elden ne göğsünde uyutmuş giden,
Ömrüme, gözüme denk adı yine vals, yine mazi.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

İleride Bir Sabah.

images

Ardından sessiz bir tuz tüneli labirenti
Ve yine sanki beyaz,
Kızıl olmalı değil miydi kıpkızıl?
Sanki dingin mars sabahı yine,
Ve tuz’un duvarına suret çiziyorum her zamanki gibi çökük.
İleride bir sabah mutlaka,
O insan ki ciğeri zehiri de soluyor da,
Tuz da duvara dönüp,” eyvallah” diyor.

Sonrası, hadi ciğerim yan sen de ne oldu, ne de olacak.
Ekşi, Narda, Limonda bir de yüzde,
Sarı olmalı değil miydi sapsarı?
Yakında doğuyor başka dünyada yüreğime ışık yine sanki.
Ve Mars’ın zehirli karı hiç beyaz olmamış, ya insan?
İleride bir sabah mutlaka,
Ki bir dolunay daha yakınmış ta sevgilinin adı yokmuş ayda bile.
Ay beyazı dönüp ”eyvallah” diyor.

Bak bardak hala parmaklar arasında bir türlü ciğere gitmedi.
Yoksa gitti de resim mi yalancı?
Sardunya yaprağı değil artık yeşil kendine bile.
Uç arş sana dar ve makber mi kazayım ama sana dar..
Yüzün, gözün, elin, senin kısmetin de,
İleride bir sabah mutlaka,
Kızıl Mars da kızgın, sadece acı selam çizilmemiş kader de bile,
Yakın Gülün kırmzısı bile ”eyvallah” diyor.

ÖZDENER GÜLERYÜZ