Ben Pişman Değilim Sevgili Sapiensler

oluşumhowking

Değişmeyeceğini düşünüyor musunuz İnsanın? Umarım öyle değildir düşünceniz.
”Değişir insan zamanla” olumlamasına bir an önce gelmelisiniz. Gelmelisiniz ki siz de aslında çok uzun zaman sayılamayacak Dünya gezegeninin geriye kalan ömründe evrimleşme adına güzel bir katkı sağlamış olun.
Sadece, kendiniz de dahil olmak üzere; salt bir noktada daha dikkatli olmanız gerekli. O da bu değişimin olumlu yönde olmasına katkıda bulunabilmek..
Okuyoruz, bilgileniyoruz kendimizi geliştiriyoruz, insanları seviyoruz, hayvan dostlarımız için kapımıza yemek ve su bırakıyoruz, evimizde ve bahçelerde çiçek, ağaç, sebze yetiştirip en uç noktalarda bilinçlenip doğru düzgün insan olmayı sergiliyoruz.
Bunlara karşılık biz de bir şeyler bekliyoruz. Ancak beklediğimiz şeyler istediğimiz şekilde karşımıza çıkmıyor.
Çok iyi ilişkiler içinde olduğumuzu düşündüğümüz facebooktan arkadaşımız ve komşumuz olan bir kişi; Kurt, Ayı, Tilki ve Domuzlarında yiyeceğe ve suya ihtiyacı olduğunu vurgulayan bir yazıyı Facebooktan kendi duvarında kaleme alıp sizin kapınıza yiyecek,su bırakmanızı tiye alıyor aklınca. Ona da hak veriyorsunuz, Yorumunu beğenmeyenler arasında yer alıyorsunuz, ve siz de kapınıza yiyecek ve su bırakmaya devam ediyorsunuz iyi bir insan olmak, evrimleşmeye katkı adına..
Yaşınız biraz ilerlemiş, şansız olduğunuzu düşünüyorsunuz.
”Ben neden yirminci yüzyıl’ın ikinci yarısında doğdum ki” diye hayıflanıp hızla ilerleyen zamana ve ”geleceğe dönüş’ ün azar azar gözünüzün önünde gerçekleşmesine ve hızla geçen ama yavaşlatmak için hiç bir şey yapamadığınız zamana içerliyorsunuz.
Zaman dedim de son zamanlarda ben ”evren saati” deyimine ya da olgusuna çok takılmış durumdayım. Bir de insan oğlunun ”Evrimleşme” ye yapacağı olumlu veya olumsuz katkıya..
Meraklısınız teknolojiye.. Görüp bilmek, anlamak isteğiniz yüksek. Bunun için en ileri teknolojiye değilse de sizin işinizi görecek hatta fazla bile gelecek düzeyde bir cep telefonu (Bu ona haksızlık) almaya karar veriyorsunuz.
Telefon satan dükkanın daha kapısından içeri girerken, sizi ve sizin jenerasjonu tanımada uzman bir satıcı, sizin için ayırdığı vitrinde beklettiği telefonu önünüze koyuyor.
Vücudunuzdaki tüm kaslar gevşiyor hazırsınız gözünüzden anlaşılıyor, biraz da ders çalışarak gittiniz sorular sorup, verilen cevaplarla ”damardan viskinizi” de alıyorsunuz başınız dönüyor. Uzman satıcı o telefonu size satacağından artık emin sayfayı çevirip ”başka ne satarıma” geçmiş bile.
Derhal size şarj bataryası, telefon kılıfı vb gibi aksesuarları da gösterip hepsini birden iki dakika içinde satıyor bu hızdan şaşkınsınız..
Mutlu mesut hala sarhoş dükkandan çıkıyorsunuz..
Şu gelişen teknolojiyi daha bir yakından tanıyıp, konuyla ilgili geride kaldığınızı olayın sizden çok ama çok ileride olduğunu telefonunuza gelen mesajla acı acı anlıyorsunuz. içinizden biraz on dokuzuncu, biraz yirminci, biraz da yirmi birinci yüzyıl öfkesi kabarıyor inanın artık yapacak hiç bir şeyiniz yok.
Aldığınız ve satılmak için sizi bekleyen telefonunuz yurt dışından kaçak sokulmuş ve içine yazılım atılarak satışa sunulmuş, artık dükkana giriş şeklinizden midir? yoksa alnınızdaki yazıdan mı? orası bilinmez, üstün bir pazarlama başarısı olarak size sizin rızanızla satılmış, orada duruyor.

Bizler, yirminci yüzyıl’a mı, Yirmi birinci yüz yıl’a mı ait olduğu pek anlaşılamayan aradaki nesil gerçekten de işimiz zor. Orada mıyız, burada mı pek belli değil.

AVUNUYORUZ.
Avunuyorum işte, geçen gün biraz daha rahatladım. National Geografic Kanalında Kırkbeş kilodan daha ağır çekmeyen tam olarak felçli Einstein’ın mirasçısı yüzyılın dahisi evren anlayışımızın ilerlemesine katkısı büyük olan kişi’nin programını izliyorum Stefan Howking güzel cümlelerle ağır ağır anlatıyor.. O anlattıkça ben bir yandan çok heyecanlanıyor bir yandan da rahatlıyorum.
On üç nokta yedi milyar yıldan söz ediyor. (13.7milyar yıl) Evrenin yaşından söz ederken. Sudan karaya ciğer oluşturarak çıkan, ayağa kalkan canlılardan söz ediyor.
Hemen aklınıza insan gelmesin bu oluşumda. İnsanın Dünya gezegenine gelmesi için çok ama çok zaman geçmesi gerekiyor.
İnsan ve Dinozor birlikte yaşayamayacağı için, Dünyada yüz elli milyon yıl yaşayan sekiz yüz elli tür dinozor nesli Atmış beş milyon yıl önce on km çapında bir göktaşının saatte Elli Dört bin km hızla Meksika’nın Yukatan Yarımadası açıklarında Dünyaya çarpması sonucu İki yüz bin km3 madde buharlaşmış, erimiş, ya da yüzlerce km öteye savrulmuş. Dünyada yaşayan canlı türleri yüzde yetmiş oranında yok olmuş.
Çarpma sonunda Yüz milyon mega ton TNT eşdeğer güç açığa çıkmış. Aylarca süren karanlık, soğuk dönemde bitkiler fotosentez yapamadıkları için besin zinciri kırılmış ve Dinozorlar yok olmuştur. Sağ kalıp evrimleşebilen bir kısmı da günümüzeki kuşların atası sayılmaktadır.
Düşünün daha insan yok dünyada..
Dünyada İnsan varlığından söz edebilmek için Yüz bin Yıl önceye gitmek gerekiyor ve bu konu tartışmalı.
Bir çamur hülasasından var olduğumuz tezi ve de evrimleşme sonucunda önceleri altı insan türü ile Dünyada boy gösterdiğimiz daha sonra bu türlerin ikiye inmesi (Neandarteller ve Sapiensler) Bunların arasında da belki de bir birlerine karıştıktan sonra Sapienslerin güçlü (ya da akıllı) çıkması sonucu Dünyamızda Sapiensler olarak tek insan türü olarak kalmamız günümüze kadar da bu tür’ün gelmesi.
Peki Ne diyor Howking?
Diyor ki Dünyanın ömründen yiye yiye geriye sadece otuz milyar yıl kaldı.
Eğer Dünyamıza bir gök cismi çarpması, yeni bir buzul çağı dönemi ve benzeri insanın yok olmasını sağlayacak başkaca bir olay olmaz ise ki bu ihtimal her an mevcut, Zaten kendiliğinden, Galaksimiz durmadan genişlediği için otuz milyar yıl sonra dağılacak ve yok olacaktır.
Biz Dünyanın başına herhangi bir taş düşmeyecekmiş gibi devam edelim,
Uzay gemisi teknolojisi ve bu konu ile ilgilenen ışık hızı ile hareket edebilen atom uzay gemileri teknolojisi otuz milyar yıl içinde gelişmez insanı kısa sürede başka galaksilere taşıyacak seviyeye ulaşmaz ise,
İnsanın bu gün ki genetiği ve vücut yapısı şeklinden farklı bir boyuta geliştirecek Genetik Mühendisliği çalışmaları hızlanıp
başka galaksilerde bulunan ancak Dünyamız kadar güzel atmosfer bulundurmayan gezegenlerde belki de toksik hava soluyacak vücut genetiğine farklılaştıracak, Gündüz ve gece aşırı sıcaklık farklarına dayanacak boyuta gelemez ise, yandı gülüm keten helva.
Bu arada söylemeden geçmeyeyim yirmi yıl içinde ki biz yirminci yüz yıl ikinci yarısı doğumlular bunu bile göremeyeceğiz, ilk Marslı insan doğacak,
Marsta oluşturulacak belirli yaşam şartları altında insan ırkı yaşamaya başlayacak.
Hadi hayırlısı..

RAHATLIYORUZ.
Şimdi toparlamaya çalışayım. Suyun içinde bir yaşam belirtisi olmaktan, evrile evrile su kenarına gelmek, bazısına göre çamur hülasasından Adem ile Havva olmak, dünya da üremek,
varlığın için öldürmek, kendi hükümranlığının geleceği için dini kullanmak, korkutmak, silahlanmak ve kanunsuzluk ile;
zamanla diğer insanı öldürmeyi, aldatmayı, yanlış görerek evrilmeye katkı koymak, dinsel etkilerle akıl yürütmemek, Sudan çıkıp akciğer oluşturup ayağa kalkıp yürümek, avlanmak, üremek, ateşi, tekerleği bulmak, öldürmemek, inşaata başlamak, kanunlar koymak, hukuka uymak, düşünmek, diğer insanı kardeşin gibi görmek, savaşı saçma bulmak biraz farklı şeyler.
Sanıyorum ki insan’ın kafasını en çok, Tanrı kavramı ile arasına zorla sokulan Ruhban sınıfı karıştırdı. İnsan ile Tanrı arasında ‘’ben senin adına Tanrı ile konuşur isteklerini iletirim ben ona senden daha yakınım.’’ Diyebilen arsız bir sınıf oluşmuş ise evrimleşme inanılmaz gecikerek insanın canına okunacak türümüz gelecekte olmayacaktır.
İşte bu nokta da işler karışmakta ve Howking’e göre insanın evrimleşmeye yapacağı olumlu katkı bir portakalın içindeki C vitamini kadar küçük ama çok da değerli, ayrıca olmazsa olmazdır.
Bizler evrimleşmeye ne kadar güzel katkı yaparsak yani içimizdeki saf insan özelliğimizi korur ve onu satmaz isek insan o kadar daha güzel geleceklere daha kısa sürede ulaşacak, atom uzay gemileri daha çabuk ve kolay yapılabilecek, gen mühendisleri insan üzerinde başka galaksilerde yaşayabilme özelliklerini geliştirebilecek, kısaca türümüz devam edebilecektir.
Howking’e göre günümüz şartlarında en hızlı uzay gemisiyle başka bir galakside dünyaya benzediği anlaşılan ve dünyadan dört kat daha büyük bir gezegene üçyüz atmış yılda gidilebilir.
Şartları zorlayıp da kağıt üzerinde uzay geminizi hızlandırdığınızda ise bu süre yetmiş yıla düşebiliyor.
Zorlayın aklınızı, düşünün geleceğin atom uzay gemisini..
işte bu nokta sadece bu nokta beni biraz rahatlatıyor.
O zaman seviniyorum sanki yirminci yüzyıl’ın ikinci yarısında doğup ta saflık derecemi biraz koruyabildiğim ve devam ettirebildiğim için,
Aklımı uyanıklık, karşımdakini maskeli tavır ve sözler ile aldatmaya yönelik tarzda kullanmayı öğrenemediğim ve öğrenemeyeceğim için.
Yoksa insanlığın hızla gelecekteki kara deliklere çekildiğini hep beraber görüyoruz.

Özdener Güleryüz

Ak Alında Adı Kader

11jvqk2mgze

Bildiklerine sus, zaman ki o değil, geçti,
Yağmur bile yakıyor.
Toprak da sevgilim, şimdi en eski sürüngenlerini göstermiyor.
Bir diyar sanki farklı, yine o yeşiller, bir eski duvar,
Kemerli kapısında mızraklı caniler, vaktidir artık..

Sanki kararmış denizinde yelkeni yırtık yelkenli ne bana ne bize..
Sadece düşte gitmeler, çiçek tozları bile, incirin kokusu bile..
Anımsarsın umarım bir kenara koyduğunda, gün olur da.
Çağırmayı mı bilemedim,
Nedenini hiç ki, çakıllar yolumda,

Uçurumlar aslında yemyeşil kucak gibi, deniz gibi boşluklar,
Talan dağlar, düzlükler benim yüreğim,
Siyah saçlı tapınak kadını gibi kara sürmeli gözlerin bir nehir.
Gelmesin yolcuyum oraya, gördüm,
Ak alında adı kader,
Şimdi dedim, değil! dedi hiç üzmedi, bildiğini söyledi gelmedi.

ÖZDENER GÜLERYÜZ