Adalı Olmak, Sait Faik. Konumum Samos Greece.

”Ah be Sait..” dedi Mina Urgan. ”Kendini yalnızlığa mahkum etmişsin sen. Sevdiğin kadınlar bile seni daha fazla yalnızlaştırmak için hayatındalar. Paylaşmak için değil, savaşmak için seviyorsun onları. Kendinden alamadığın intikamı, onlar alsın istiyorsun.
Bu sevmek değil ki..”
İçi de,dışı da yaralıydı Sait’in. Havanın değdiği her yeri zonk zonk atıyordu. Ayağa kalkamayacağını düşündü bir an. Fena halde başı dönüyordu.
”Haklısın” dedi. Sevmekten anladığım şey bambaşka..”
Sevilmemişlerin ve çok üzülmüşlerin tedirginliği vardı onda.
Yalnız hatta Yapayalnız- Özlem Esmergül

******
Adalı olmak ve bir adada yaşamak nasıl bir şey? Bir de şair ve yazar olmak bir zaman gelip Türkiyenin kısa hikayecilik dalında en ünlü insanı olup uluslararası ödüllerini almak, Moupassant ve Çehov tarzı durum öyküsünün Türk edebiyatı’ndaki en büyük temsilcisi olmak, toplumun alt kesimlerinden seçtiği kahramanları gerçekçi bir yapıya büründürüp, doğa, balıklar, deniz ve Rum balıkçıları öne çıkararak yazan, içki ve avare yaşam ile tanıştıktan sonra hayatında düzen kalmayan o nedenle de ailesi tarafından yurt dışından geri çağrılarak yüksek öğrenimini yarıda bırakan ülkesine dönen kendi insanımız Sait Faik Abasıyanık’ın Özlem Esmergül tarafından kaleme alınan hayatına dair yazdığı ”Yalnız ama Yapayalnız” romanını okuduktan sonra inanılmaz derecece içimi acıtan, beni derin düşüncelere sürükleyen duygularla sarsıldım.
Burgazada’daki evinde sirozdan ölene kadar yazmaya devem etti. 1963 yılında annesinin ölümünden sonra evi Sait Faik Müzesi haline getirildi. Vasiyeti gereğince eserleri Darüşşafaka Derneği’ne bırakıldı. Annesi Makbule Hanım’ın çabalarıyla ölümünden bir yıl sonra verilmeye başlanan hikaye ödülü ”Sait Faik Hikaye Armağanı” halen devam ediyor.
Bazı hikayelerinde şiirsel bir dil kullanan sanatçı genelde sanat kaygısından uzak, yer yer argolu, duru ve yalın bir dil kullanmayı tercih etmiş.
Çıplak heykeller
Yapmalıyım,
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mıntanından adaleleri
Gözüken dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını,
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım.
Resimlerden..
Tamamını buraya alamadığım ”Şimdi sevişme Vakti.” şiirinden de anlaşılacağı üzere çok gerçekten de kaygıdan uzak yalın dille yazıldığı görülüyor.
Ada mı demiştim ben? adada yaşamak mı demiştim. evet öyle başlamıştım değil mi?
Önümüz bayramdı ve tam dokuz günlük bir tatil vardı. Bu dokuz günlük tatillerde hep tatilin sonunda deliler gibi kendini yollara vuran insanlardan kaçının aceleden, tatile bir an önce başlamak için kuralları hiçe sayarak ölüme kucak açacağını düşünürüm. Bizim modern, eğitimli insanlardan oluşan insan kaynağımızın kaç tanesi bu dokuz gün içinde aramızdan ayrılacak ve yine dünya da böyle bir uzun tatili olan ve kendi hataları nedeniyle insanları ölen başka ülke var mıdır? sorusuyla derinleşirken, bu tür ölümlerin de dünyada neyin görecesi, kıstası olabileceğini düşünürüm..
Bayramın ilk günü geleneklere uygun davranıp evde kaldık. Birkaç yere ziyarette bulunduk. Anne tarafından Selanik kökenli olmam nedeni ile kısa tatillede hazır Avrupa para birimi Türk Lirası karşısında değer olarak iki katına çıkmışken Yunan adalarından birinde iki günlük bir tatil yapma fikri zaten bayram öncesi de aklımda idi ama hangi ada?
Kuşadası’nın hemen karşısında tektonik hareketler sonunda zamanında dilek yarım adası Kalamaki milli parkı ucundan koptuğu söylenen ve doğal bitki florası açısından da o bölgeye benzeyen cennet bir köşe olan sisam ya da susam veya Yunanca adıyla Samos gidilecek adalar içinde yıldız gibi parlıyor.
Bir de ne görelim bizi götürecek şirket’in gemisi Teos dan kalkmıyor mu?
Teos (Sığacık) o kadar çok değişmiş ki tanıyamadım. Büyük bir Marina ve marina içinde açılan hudut kapısı henüz tatil ve bayramlarda yeterince hizmet veremese de güzel bir yer olmuş.
Yol, kuşadasına göre daha uzun. Neredeyse baygınlık gelmek üzere iken Samos limanına yanaşıyoruz.
Pırıl pırıl denizi sanki bizleri bekleyen cana yakın insanları ile Samos’a ayak basıyoruz.
Samos da Yunan gümrüğü adaya girişte epeyce sıkıyor neredeyse tüm valizler açılıyor. Alkol ve Sigara var mı diye soruyorlar.
Adada geçirdiğimiz iki gecelik süreçde Samosstar şirketinin kendinden emin, bilgili cana yakın rehberleri her an yanımızdalar.
Şansımıza bindiğimiz otobüse genç dinamik adayı anlatırken kurduğu güzel düzgün cümleleri ile hemen dikkat çeken, adının Kosta olduğunu öğrendiğimiz annesi İstanbul Rumlarından babasının ise Türk olduğunu söyleyen bir de Türk adının da Kemal olduğunu kendisine Kemal de diyebileceğimizi söyleyen değerli rehberimiz Kosta Kemal Güleryüzlü ye teşekkür ederiz ki -belki bazılarımız sıcağın verdiği rehavetle o anlatırken kestirmiş de olabiliriz-
Bize en güzel şekilde Samos bilgilerini verdi.
Kış şartlarında bir adada yaşamak oldukça zordur diyordu Kosta, Eylül sonundan itibaren ada zaten ada yüz ölçümünün nüfusa oranına bakacak olur isek ıssız sayılabilecek, öyle ki ‘’nüfusu beş on milyonluk büyük şehirlerden, insanlardan kaçmak istiyorsanız gelebileceğiniz en güzel yerdir Samos.’’
Atinada bulunan Ege Üniversitesine bağlı bir Matematik kampüsü var diyordu. Bu kampüste sadece kız öğrenciler bulunurlar. Yaz aylarında da buralardaki Tavernalarda çalışırlar diye ekliyordu.
Kış aylarında rüzgarlar sertleşir, yüksek dalgalar kıyılara vurur öyle ki ada halkı kıyıdan balık bile toplar diyordu.
Yunan felsefeci ve geometri biliminin babası ve de notalara matematiksel süre ve tartımlarını vererek yaratan kişi olan pisagor Samoslu..
Pisagor aç gözlü insanlara ders olması açısından biliyor olabileceğinizi düşündüğüm; ‘’Adalet Kupası’’ ‘ nı tasarlıyor. Eskiden bira ya da şarap toprak bardaklarda içilirdi. İşte Pisagor öyle bir kupa tasarlamış ki kupanın iç kısmına bir sınır çizgisi koymuş, aç gözlüler eğer ben daha fazla içmek istiyorum derlerse sıvı içteki o çizgiyi geçtiği anda içilecek sıvı, sınır çizgisine gerilemiyor, tamamı kupadan bir düzenek tarafından, alt kısımdaki delikten akıp gidiyor.
Sizce de Pisagor bu anlamlı tasarımı ile insanlara birşeyler anlatıyor olabilir mi?
Kosta Kemal Ada ile ilgili bilgileri vermeye devam ediyor..
Ada, öncelikle Tarım ki Samos’a ait muskato üzümü ile arıcılık, kooperatifçilik mantığı ile üretiliyor.
Elbette ikinci sırada Turizm geliyor ve de en çok Türkler oraya gidiyorlar, Türkler seviliyorlar.
Yunanlılar’ın en büyük özelliklerinden birisi de aceleci olmayan sakin telaşsız olmalarıdır diyordu Kosta. Bu özellikleri nedeni ile Türk insanından ayrılırlar diyordu herşeyleri benzese de.
Dükkanlar öğle saatlerinde saat 14 gibi siesta yapar, Saat 17 gibi açılır, Hizmet sektörü hariç 21 30 da dükkanlar kapanır,
Bir kamu personeli öğle üzeri saat 14 den sonra havlusunu alır ve plaja gider..
Hizmet sektörü ise sabaha kadar devam eder diyordu.
Kosta Kemal Güleryüzlü Rehberimiz bizi öğle saatlerinde bir sahilde bulunan ‘’beach club’’ e götürdü. Ve bize dedi ki ‘’burasını Alaçatıda bulunan sabahtan akşama kadar ‘’full makyaj’’ ayakta durulup kıvırtılan ve hiç denize girilmeyen, durmadan içecek tüketilen bir yer gibi düşünmeyin.’’
Düşünmedik, denize girdik yemek yedik birkaç güzel sohbetli eğlenceli saat geçirdik orada.
İki gündü sadece ve Samos’un tadı damağımzıda kaldı. İki gece Taverna eğlencesi Euro’nun yedi (7) TL Olduğunu düşünmemeye çalışarak yaşadık.
Bence gidilebilecek hele de yukarıda yazdığım gibi insandan kaçmak istiyor ıssız bir yerde olmak düşünmek nefes almak da istiyorsanız
Samos tam size göre.
AAA ben daha önce susam’a gittim diyorsanız, Kosta Kemal diyor ki:
Bir de SAMOS’A Gelin.

ÖZDENER GÜLERYÜZ