Üfleyin De Karahindibaya Faydanız Olsun.

Karahindiba, mucizesini mutlaka derinlemesine öğrenip anlamalısınız. Aklı ve Şuuru olmadan rüzgarı kullanan tohumlarını belki de binlerce km öteye savurabilen ve sizden bu anlamda bir itici güç isteyen ve tohumlarının herbirine bir paraşüt takmış, dünyayı bilmez Cichorium İntybus.
Yaprakları yeşil, çiçekleri Sarı olan ve 250 den fazla çeşidi olan bu bitkinin adına neden karahindiba denmiştir anlaşılmaz.
Zamanı geldiğinde sarı çiçeğin herbir yaprağı içe doğru kapanır ve kapalı kutusunda değişimi durmaz, orada tohuma dönüşür, tekrar açılma vakti geldiğinde narin bir dal ve en tepede tül halinde üflenmeye hazır, akla üflemeyi getiren küresel şekli ile sizden bir yardım ister. Tüy tanesi olan tohumları yaşamı arttırmak için dünya üzerinde iz bırakmak için hazır, bir dış etki beklerler. Rüzgarın ve yanından geçen hayvanların dokunuşları ve insanların üfleyişi ile bu tüyler uçuşurlar işte Karahindiba mucizesi buradan başlar.
Bunun farkına varamaz inceliğini anlayamazsanız yerde gördüğünüz yaprakları girintili olan o yeşil otu toplar eve götürür bir güzel salata yapıp yiyebilirsiniz de. Ege’nin meşhur Radikasından başka bir şey değildir ve o şekliyle de size çok ama çok faydalıdır inanın bana.

DÜNYAYA BİR İZ BIRAKABİLMEK
Aeguorea Victoria, (Hidro medusa) ömrü en kısa olan bir kristal deniz anası türü. Kısa ömründe yapabildiği başlıca şey çok kuvvetli ve etkili mavimsi bir ışık yaymaktır. Yaymak mı dedim hayır, saçmak daha doğru. Bir buçuk saat kadar oldukça etkili ışıklar saçan bu denizanası, kalsiyumla aktifleşen protein ve ışık yansıtan protein bakımından ilk keşfedilen su organizmasıdır. Mercan ya da anemonların akrabası kalp, beyin, göz, kemik ve pulları yoktur. Ama kuvvetli bir sinir sistemleri vardır.
Işığa ve kokuya duyarlı olup, 650 milyon yıldır 2000 den fazla tür ve tahminen 300.000 den fazla keşfedilmemiş tür ile deniz anaları
Dünyaya nasıl bir iz bırakmanın peşindeler?

AMAN TANRIM! BİR DE KARBON AYAK İZİ VAR
Karbon Ayak izi meselesi sadece insana ait bir iz. Küresel ısınmaya sebep olan sera gazlarının hepsi birden karbon ayak izini oluşturuyor. Bu gazlar da insanlığın doğal, bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan tüm aktiviteler sebebi ile ortaya çıkıyor. Günümüzde karbon salımı için en büyük etken sanayi olarak biliniyor. Özellikle de plastiğin üretilmesi ve işlenmesi, en fazla karbon salınımına sebep olan etkenlerden.
Atıkların geri dönüşmemesi ve dünyaya kullandığımız kaynaklarını telafi etme şansını vermemiş olmamız da çok büyük bir çevre tahribatına sebep oluyor. Bunun etkilerinin sebebi büyük çaplı olurken aynı zamanda bir ürünü satın almak veya bir yaşam tarzını benimseyerek bireysel olarak da dünyaya zarar veriyoruz biz insanlar.
Bir insan olarak küresel ısınmaya engel olmak ve de Karbon ayak izimizi aza indirmek için tatile uçakla gitmemekten tutun, fosil yakıt kullanmamaya, çöp üretmemekten tutun, parfüm kullanmamaya kadar bir dizi önlem sayılıyor günümüzde.
Kısaca Dünyada Karbon ayak izinizi bıraktığınızda yukarıda sözünü ettiğim ”İz” ile aynı şey değil. Yukarıda söz ettiğim şey içinizde var olan genomların ve genetik yönergelerin tümünü doğru biçimde önce içinizde korumak sonra da siz Dünyadan göçtüğünüzde ardınızda sizin devamınız olacak, siz olacak herşeyin devamı için sonuna kadar mücadele etmek olarak tanımlanabilir.
Bu çerçevenin dışında kalan her şey ‘’iz’’ den çok ‘’is’’ olabilir..
SANATLA MI BAŞLASAK İZ BIRAKMAYA
Sanat, bir duygu, bir tasarı, güzellik anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılıktır. Sanat genel anlamıyla hayal gücü ve düşüncenin yaratıcılığıdır. Her toplum kendine özgü bir sanat yapıtı oluşturmaktadır.
Sanat hep aynı şekilde sürüp giden yaşamı farklı şekilde anlatma eylemidir. İnsanların doğa ve hayat karşısında duygu, düşünce ve isteklerini çizgi, renk ve ses söz gibi araçlarla anlatmasıdır.
Daha ‘’Neanderthal’’ çağından beri insanlar çizgiler ve oymalarla ancak dış çizgileriyle nesnelerin benzerlerini yapmayı denediler ama bu işin üstesinden gelmek için beyinleri daha az gelişmişti. El becerileri de gelişmemişti. Kabataslak aletlerle oldukça güç bir işti.
Hayvanların silüetlerini yontarak ve boyayarak benzerliklere ulaşmaya çalışıyorlardı.
Mağara duvarlarına yaşamlarındaki bütün oluntuyu anlatan kompozisyonlar çizmeye başladılar.
Yaban hayvanları, av sahnelerini belleklerinde kalan herşeyi çok gerçekçi biçimde betimlediler.
İnsanlar Dünyaya iz bırakıyordu.
Güney Fransada bulunan tarih öncesi Paleolitik (yontma taş devri) mağarasının sanılandan on bin sene önceye tarihlendiği sanılıyor.
Mağaradaki kırmızı ve siyah boyalar üzerinde yapılan radyo karbon çalışmaları Amerika merkezli ulusal bilimler akademisi dergisinde yayınlandı.
Rapora göre çizimler otuz bin yıl öncesine tarihleniyor.
Ardeche bölgesinde bulunan Chauvet Pont d’are Dünya çapında bilinen en erken insanlar tarafından süslenen mağara olmasıyla ünlendi.
İlk olarak 1994 de keşfedilen Unesco Dünya Mirası listesindeki mağaranın duvarlarında el baskıları ve mağara ayısı, tüylü Mamut ve birkaç farklı çeşit büyük kediler olmak üzere on dört farklı tür hayvan çizimleri bulunuyor.

SANAT ZEHİRLENMESİ, ‘’FLORANSA SENDROMU’’ İLE YÜCELMEK Mİ YOKSA ‘’MENİER SENDROMU ’’ İLE İDARE ETMEK Mİ?
Floransa’nın ve İtalya’nın en ünlü müzelerinden Uffizi Galerisini gezen bir kişinin kalbi Sandro Botticelli’nin ‘’Venüs’ün Doğuşu’’ tablosuna bakarken durdu.
İsmi açıklanmayan erkek, Botticelli’nin 15 Yüzyıl sonlarında yaptığı ve İtalyan Rönesansı’nın başyapıtlarından kabul edilen tablonun önünde yere yığıldı.
Müzedeki defibrilatör (Elektroşok cihazı) ile adamın duran kalbi yeniden çalıştırıldı.
Caravaggio’nun eseri ‘’Medusa’’ önünde bayılan oldu.
Venüs’e bakarken fenalaşan adamın ‘’Stendhall Sendromu’’ndan muzdarip olduğu iddia edilirken Uffizi Galerisi Müdürü Elke Schmidt ‘’Tıbbi teşhis yapmak benim alanım değil, Fakat son yıllarda galerimizdeki önemli eserlerin önünde çok sayıda fenalaşma vakası yaşandı.’’ Dedi.
İtalyan Psikitatr Graziella Magherini, bu sendroma ‘’Stendhall’’ adını veriyor. 1989 da yazdığı kitabında Floransada 10 yıl içerisinde 100’ün üzerinde vaka yaşandığını belirtiyor.
Magherini 2008 de yaptığı bir söyleşide de bunu şöyle açıklıyor;
‘’Stendhall Sendromu çoğunlukla Floransa’da yaşanıyor. Çünkü Dünyada Rönesans Sanat Eserleri’nin en yoğun olduğu yer burası.
İnsanlar kısa sürede yüzlerce başyapıtla karşılaşıyor. Rönesans sanatı herkese hitap ediyor, fazla bilgiye sahip olmayanlara bile.
Oysa Modern kavramsal sanatta durum farklı, bunlardaki mesajı anlaya bilen insan sayısı çok daha az.’’

PEKİ BİZ HANGİ SENDROMU YAŞIYORUZ?
Biz de bazen fenalaşıyoruz tablolar karşısında, Bizdeki tablolarda oldukça ünlü. Ancak bizim fenalaşmamız, Stendhall Sendromundan hallice, sanki biraz Menier Sendromu gibi Vertigo boyutuna ulaşmadan alt düzeyde baş dönmesi ve mide bulantısı, ağzımızın açık kalması, bize Ankara’nın bağlarını oynatacak kadar akıl tutulması boyutunda.
Ankara Resim ve Heykel Müzesi Müdürü, Müzede bulunan ünlü ressamların eserlerinin çerçevelerini, Müzenin çaycısına boyattığı anlaşıldığından Bin 966 Lira Para cezasına çarptırılıyor.
Müzenin çay ocağındaki görevliye restoratör olmamasına karşın, müzedeki 25 tablonun çerçevelerini boyatarak 7 Milyon 239 Bin 500 TL
Kamu zararı oluşturduğundan açılan davada, Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi bedelin Müdürden tahsilini talep ediyor.
Diyarbakırlı Tahsin’in ‘’Sultan Ahmet Çeşmesi’’, ‘’Tophanede Cumhuriyet Vapuru’’ eserlerinde %10
Mahmut Celayir’in ‘’Müdahale’’, Şevket Dağ’ın ‘’Valide Han’’, Bahriyeli İsmail Hakkı’nın ‘’Denizde Fırtına’’ Eserlerinde %5
Fausto Zonaro’nun ‘’Genç Kız Portresi’’ eserinde %10 Oranında değer kaybı tespit edildi.
Verilen ceza 7 milyon kamu zararına karşın yaklaşık 2 bin Lira.
Bence bu da bir iz bırakma yöntemi, ancak ne yaptığını, ‘’İz’’ mi, ‘’İs’’ mi,
Yoksa kelimenin tam anlamıyla ‘’Sis’’ li bir ortam mı bıraktığının bilincinde olmadan.

ÖZDENER GÜLERYÜZ