Biyografi

Bizim özgeçmiş ya da biyografi dediğimiz şey, şu kısacık insan ömründe nedir ki? Ya da ne olabilir ki?  (Merkezi Güneş olan ve içinde, yaşadığımız Dünyanın da dahil olduğu bir sistem. Güneş’in etrafında saate 108. 000km hızla dönerken üstelik.)Bundan kasıt o ana kadar olan yaşam sürecinde neler yaptığın ya da yapamadıkların mıdır?Genelde biyografilerde yapılanlar anlatılır. Yapılmayanlar değil.

Şu yıl doğdum, şu okulu bitirdim, şu kursu aldım, evliyim iki oğlum

Var. Falan, filan.

MÜHENDİSİM

Tekstil Mühendisiyim.1978 de mezun oldum.  Şu an hala kendini deliler gibi yıpratmakla meşgul olan, emekliliğinin üzerine bir emeklilik daha tamamlamış, Tekstil mühendisi(1978) Sıdıka ile evlendim.

Otuz yıllık eşimin artık işten elini çekmesini çok istediğimden

Geçen gün, ‘’Ya işin ya ben.’’ Diye tehdit ettim. ‘’İşim’’ dedi.

Artık söylemiyorum.

Genelde şanslıydım yaşamımda. İçimde ileride ortaya çıkabilecek bazı cevherler gören öğretmenlerim, hocalarım oldu. Onlardan özel yardımlar gördüm. Buraya sığmayacak kadar minnet duygusu ile yüklüyüm onlara. Beni buralara iteklediler.

 

             AH SÜMERBANK VAH SÜMERBANK

İlk olarak Sümerbank ta çalıştım. Atatürk’ün kendi aklıyla düşünüp temellerini attığı ileriye taşımak için de ömrünün yetmediği yerdir Sümerbank.

Basiretsiz Genel müdürler, müessese müdürleri, yardımcıları, kısım müdürleri sayesinde ömrünü hızla tamamlamış, hantal yapısından hiç kurtulamamış, siyasetin son sözü söylediği yerdi orası.

O zaman: ‘’Olmaz böyle bir yer’’ diyorduk.

Şimdi: ‘’ Yok böyle bir yer.’’  Diyoruz.

Ahımız mı tuttu ne?

(Eğer Dünyayı karabiber tanesi, Jüpiter’i de Kestane gibi düşünürsek, ikisi arasındaki mesafeyi merak ediyorsanız gerçek uzaklığı anlamak için onları 100mt ayrı koyun. Sonra da düşünün

Neyi mi? Mesafeleri elbette…)

Küçükken mahallede irikıyım çocuklardan dayak yerdim, Trenden de düştüm beş yaşındayken, ama ölmedim. Bak işte kazık kadar adamım hala yaşıyorum. Ha torunum da oldu yakında üç aylık şimdi. Adı; Demir.

(Üstelik evren dediğimiz şeyden de sadece bir tane yokmuş ki,

Göz ardı edilemeyecek tek şey, bu gerçeğin ışığı altında,

Evren’in tıka basa Dünya dolu olması olasılığıymış… Hadi buyurun.

Düşünüyorum da o Dünyalarda yaşayan nefes alabilen canlılar olduğuna ben yürekten inanıyorum arkadaşlar.)

Tekstil Mühendisi oldum. Rahmetli babam öyle istedi.

Keşke yazar olsaydım.

Şu ahir ömrümde geriye hiç olmazsa çok izler bırakırdım.

Şimdi de buna gayret ediyorum. YAZIYORUM…

Dünya üzerinde belki 85 yıl yaşayabilirsiniz. İnsanın var oluşu 100.000 yıla dayanıyor.

Bu geçmişin sadece 0.00085’ini yaşayabiliyoruz biz.

Bing Bang teorisine göre Dünya bir gecedir var.

İnsanoğlu 11.59.58’e kadar var olmamış.

Bu da neyi gösteriyormuş arkadaşlar biliyor musunuz?

İnsan’ın Dünya da son iki saniyedir var olduğunu…

    HAYATIMIZ ÇORBA VEYA BAŞTAN SONA İMTİHAN.

Levi’s Türkiye fabrikasının ilk üretim müdürlüğünü yaptım.

Özel Sektörde de Ulu Manitular gördüm. Bu manitulara sık sık kurban vermek gerektiğini anladım. Şirkette bir paravan kadro yaratıldığını ve ulu manitu adına verilecek kurbanı bu kadronun belirlediğini gördüm. Bu kadrodaki gözü Ulu Manitudan başkasını görmeyen kişi genelde düz ve kişiliksiz insanlardan bizzat Ulu Manitu tarafından seçildiğini bizzat gördüm.

Şirketi yanan bir mangal gibi düşünün. Mangalda yanan nedir?

Elbette kömür.

Ama bazen bilirsiniz yanamayan, bazen patlayan, çatlayan etrafa kıvılcımlar saçan kömürler olur.

Bingo!

İnsaf edin. Bu yanamayan kömürleri elleriyle mi yanan mangaldan dışarı atsın yüce Manitu?

Sizce maşa olarak kimi kullanır? Valla zekanıza hayranım.

Tebrikler.

(Burada Naci ağabeyimi anmadan geçemeyeceğim. Okul yıllığında benim için; ’’ Yüzü kömür karasıdır ama içindeki elması çıkarıp işlemesini bilen bir arkadaşımızdır.’’ Diye yazmıştı. Daha o zamandan benim kömür olduğumu biliyordu Ali Naci Yeksan.

Sınıf arkadaşımdır ama hepimizden birkaç yaş büyük aklı başında ağır ağabeyimizdir kendisi. Ellerinden öpülesi bir kişiliktir yani.)

Kendi elleriyle kurdukları kadrolara, köşeye sıkışınca bomba atan insanlar da gördüm ben.

General rütbesinden emekli olan eski askerler hiç anlamadıkları değişik üretimler yapan büyük şirketlerde müdürcük olabiliyordu. Türkiye de ki özel sektör fabrikalarında.

Bunlarla çalıştım. Dilimi tutamadım. Emekli paşaya dayanamayıp laf söylediğimde yüzünün önce bembeyaz, sonra da, boynundan yukarı nasıl yavaşça kızardığını gördüm. Çok eğlenceliydi. Aklıma geldikçe hala gülerim.

Dünya, ağırlığını içinizde test edip en ağır yükleri omuzlarınızda taşıyabildiğiniz, hiç dayanamayacağınızı sandığınız haksızlık ve aşağılanmalara dahi nasıl dayanabildiğinizi hayretler içinde görebildiğiniz, tüm bunları içsel bir değirmende öğüterek, aslında her güzelliğin içinizde olduğunu ağır ağır hissettiğiniz sonrasında aldığınız derin nefeslerle her adımda yüzünüze bir yeni güzelliği yansıttabildiğiniz, hırkanızın içine doğru yaptığınız o muhteşem yolculuğun yapıldığı yerdir. Ya çok sertleşip katılaşacak ve artık yumuşamayacaksınız ya da öylesine kabulleneceksiniz ki her şeyi, yüreği yumuşacık her koşulda dünyaya gülümseyerek bakan sevgi dolu bir insan olacaksınız…

           KİŞİSEL GELİŞİM

Öyle kitaplar okudum ki kişisel gelişimim tamamlandı demeyeyim de

Bu dünyada kavganın, didişmenin, çekişmenin saçma sapan olmanın da ötesinde bir şey olduğu kafama DANK etti sonunda.

Eğer kendin için küçücük bir mutluluk istiyorsan en sevmediğin insan için de yürekten isteyeceksin ki KUANTUM sana gülümsesin. Bunu çok iyi anladım.

Allah biliyordu içimizi. Zaten zaman yolcusu Hızır’a da mesaj yazmıştık Sıdıka ile birlikte.  Sonra kendi işimiz oldu. Çok şükür

Sümerbank da geçmişte kısım müdürü! Sıfatı taşıyan birisinin zaman içinde gelip bizden iş istediğini de gösterdi bize Allah. Sümer bankta çalışırken kısım müdürümüzdü.

Yaptığımız başarılı işlerin sahibi o, işler kötüye giderse suçlusu bizdik ona göre.

Allah ona gelip iş istediği yerin bizim iş yerimiz olduğunu bildirmedi, gözleriyle gördüğünde geçti aymazlığı.

‘’Olur, böyle şeyler üzülmeyiniz!’’ deyip teselli ettik kendisini.

İlahi adalet!

Hepimize yetecek kadar hava var arkadaşlar Dünyada. Alacağımız nefesin de sayısı belli hiç telaşa gerek yok. An gelecek son bir kez alacağız ve vereceğiz o nefesi… Dünyada elde ettiğimiz malı, mülkü bırakıp gideceğiz. Bembeyaz ve cebi olmayan bir bez’e saracaklar bizi. Ve geldiğimiz yere döneceğiz.

Hayattayken ne kadar kuzu, dana, sebze, meyve, ot, tavşan, çerez, ekmek arası kokoreç, köfte, nane, zerdeçal, kekik, çitlembik, vb. Dünya nimeti yemiş olursak olalım, değişmeyen bir kural vardır ki;

Sıra bize geldiğinde bedelini ödeyeceğiz. Bu arada siz,

(Simurg olabildiğinizi düşünüyorsanız takmayın kafaya Zümrü-dü

Anka yani… Hani şu küllerinden doğan kuş var ya…

Siz Anka olduysanız, bırakın biz düşünelim… Siz Yırttınız.

Biz de yer altında yaşayan mahlukatın yemeği olacağız.

Korkmayın acımayacak ve üşümeyeceğiz… Ölüyüz ya artık.)

Kısaca ben kişisel olarak bu evrende küçücük bir toz zerresi olduğumu anladığımdan bu yana üstelik de bu zaman darlığında,

Kimseye artık Biyografi, özgeçmiş falan vermiyorum. Değerli arkadaşlarım.

Dünyadaki en büyük gerçek;  AFFETMEDEN MUTLU OLUNMAYACAĞIDIR.

Umarım Biyografimi beğenmişsinizdir.

Öpüyorum hepinizi.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir