Bir Bilsen

Bir bilsen, daha nelerini yaşadım ”sen, ben” ‘i geçince,
Beyaz çığ gibi cesarete,
Kızıl kan gibi korkuya,
Dalında rüzgarla titreyen bir turunç gibi heyecana uçtum.
Uykumu böldü de kabusum,
Bir yudum nefesti ciğerime, ”bir, biz olsaydık” dedim
Kaldım öyle, sus pus.

An yaşadım bazen.
Hani dedin ya; ”Bakışın vardı gözlerime” diye,
Öyle miydi, sence o bir an mıydı?
Sonra dönüp ”biz” miyiz’e bakınca,
Kırık hayaldir ya o dediğin.
Çok yol vardır, gülistanları da geçersin,
Çağlayanları da atlarsın,
Kuyular ararsın kanmaya da, onlar da çok uzaktır.
Kızıl kumdan başka bir sen orada,
Uzak bir yerlerde derinde su.
Yürürsün ona.

Bir elini kaldırır çöl kertenkelesi, yanıktır eli.
Yürür gidersin, sarı – kızıl.
En güçlü anın o andır, kum akar yavaşça,
Tepeler vadiye iner.
Durur dinlersin uzak sesler vardır.
”An” düşünür aklın,
Ne çok şeymiş o ”an”, ”biz” e varmaya yürekler
Düş’ te miyim ki, göğsümü sıkan güçlü kollar kimin?
Yanı başımdaymış da,
Nefesimi sayıyormuş gibi,
Biz şimdi hala ”sen, ben” de miyiz ki?
Uyanmalıyım bana öyleyse.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Anlatırsın Belki Bir Gün.

Ben neyi dokumalıyım yarınlara
Parmaklarımla dokunarak, biraz da hatırlayarak,
Yoksa sadece hissedilsin mi istersin
Yüksek dağlardan çağıldasam,
İnsem bembeyaz, ipeksi sular gibi,
O yolu bulur muyum sence,
Geçmiş uzak güncelere,
Bir bana varan çaresizliğimi bulur muyum?
Anlatırsın belki bir gün.

Tam da ölüm haberleri saatinde,
Ben de koştum pencereme,
Özgürlüğüm alınmış elimden,
Ve kararmış dünya.
Nazım’ı anladım o gün, ”süt beyaz mavilik” demiş hürriyete.
Ben bu güne, ne diyeyim,
Hangi adı vereyim,
Hangi renksin diyeyim aşka?
Anlatırsın belki bir gün.

O hatırlamaktan dem vurmuş,
Bağıra bağıra okumak istiyormuş, yazdığını.
Elliyi de geçmiş yüreğim,
Yirmide kalmış iken.
Ben de bu günün yumuşaklığını hissediyorum,
İkinci bir insanı hissediyormuş içinde,
Sevmek saadetini anlatırken.
Hangi kızıl izlerle bölünmüş karanlığım
Anlatırsın belki bir gün.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Tam Da Yetmiş Dokuzda

Sanma, değil öyle, bu bir dokunuş gibi,
Sessiz bir sesleniş, derin sessizliği yoklayış,
Karanlığa bakış gibi.
Küçük bir duygu uzanışı, kalbimden,
Boğazıma takılan kelimelerin sesi.

Öylesine güçlüyken deli, coşkun, durdurulamazken,
Irmaklar gibiyken, engel konulamazken önüme,
Akarken berrak, duygulu, heveslerimle aşka..
Sanrılarımla, düşlerimle, gölgelerin gücüyle ben,
Diyordum ki; ”Yok benden aşığı, haydi! kim durdurabilir ki beni?”
Bir zamanlar.

Yılları eskitirim bazen içimde, bazen yılı alırım yetmiş dokuza
Tüm gücümle yüklenirim engelleri, içim dökülür kıpkırmızı.
Nasıl başardıysalar, görüp nasıl saldırdıysalar yüreğime,
Nasıl gafil olduysam bilemeden güvendiklerime,

Ve ben şimdi,
Duyulsun istiyorum ki bana, en derin nefret, tıpkı Vezüv lavı,
Artsın, aşklar şehri sarsılsın, uçuşsun, tozdan görülmesin
Dönmesin geri, kalsın orada üstünü topraklar örtsün.
Sessiz ağlasın zaman.
İşte tam da yetmiş dokuzda..

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Yok Be Şahım, Onca dan Anca Dildar

Sanmadım ben Şahım, Olsun sadıkane,
Hiç demedim ben Şahım,
Yar, ağyar, ne de serdar, yine de güzel, dolu dolu akşamlar,
Yok ve olmaz güzel dildarlar.
Olmasın, demem odur ki, dilbaz, dahası sanki,
Sonradan şahbaz, gelse Sultan Selim,
Yaz ortası sıcak yağmurlar, yakıcı kavurucu güneşler
Sadıkane yar, Sen de sakın sanma ki,
Bir gün kırılır da koşar der ki: ”Çok ama çok yorgunum.”
O zaman sen şahım yar olur,
Ahhh! diyeceğim o ki,
Sanma ki, hiç sanma ki garip şahım,
Dost mu sandın, belki ol ağyar diyesim belki den döner.
Bak işte hemen yarın yine Eylül döngüde,
Girersin savaşa, ”İsmail Şahtır” bile demezsin de,
Yürür, kalkar, uçar da sen bile gidersin.
Arayacağın garip günler, bekleyeceğin belki de yazacağın.
Hadi be Şahım, Yürü sen de uzun kılıcını al da,
Kat ardına bir sadıkane dost için, askerini.
Ne kaldı, dildar ne ağyar, aranacak sadıkane bir dosttan başka.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Nefeste, Dağların Yeşilinde, Gece’nin Sabahında

Bir usta ki sanatında, hizmetsiz gelmiş de var aşk diyor,
Hür, hiç olmamış; ”kulluk elbette iyidir” dese de, yine de,
Acz ile konuşmuş, öylesi kibir, öylesine yük omuzlarına
olmamış onda aşk.
Alışkanlığı eline yapışmış nasihate de kızmış, ruha zehir ki;
bahtında, yok aşk.
Neye perest sormamış, put ağlak ve kırılmış, cevrini çekmemiş,
içinde, yok aşk.
Baksak hüzünle yollara,”Sevdim”, hatta ”nefesim” olsa bile sözde,
nefeste, yok aşk.
Sormuyor, cihandan müteessir aşıkına bakmıyor, bedduaya sargın,
duada, yok aşk.
Ejder bana, bir gün ve o kadar uzun ki, güvendiğim dağların da,
yeşilinde yok aşk.
Sözü sual ettim, kırık parmağımla yazdım hiçbir maşuk görmedi,
gecenin sabahında yine yok aşk.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Nar Çiçeği, Bal ve İki Yürek.

Gördüm nar çiçeğini, biraz sabah buğusu,
Buram buram ten;
Dövülmüş, yanmış nar’a ve artık korkak,
Geride herşeyden, daha da çekilmede
Yüreklerden..

Gölgeli koyu karanlıklarla benzeşiyor,
Dalıyor bazende.
Ulaşmıyor içine, bir oyuk gibi,
Artık hiçbir ses..
Çekilmede antik sütunların ardına,
Asırlık gecelere.
Salt dokunan ona, en uzak yıldızın sönük ışığı.
Ki o da sonsuz sessizlik.

Aynı kokulu bal ve iki yürek,
Dağlar kadar sevdiler de,
Öpüşlerini koşturdular peşleri sıra ve sordular;
”Başını döndürdüler mi? oldu mu umut?
Dedi ki; açtım bağrımı, ağladım dolunaya baktığımız gece gibi,
Ama o sadece biriydi.
Ahh! nar çiçeği, nergis geçti de sen varsın..
Damarımın ince yolunda, zevk yangınında.

ÖZDENER GÜLERYÜZ.

Var mıyım?

Var gücümle bu gün denizi beyazlattım.
Kalemim rüzgardı,
Yazmadı.
Sol yanımdan aldı ve aşağıdan biraz,
Sağ yanıma çevirdi yukarıya biraz.
Değer..
Döndüm uzağa, ama dönen ben miyim?
Dünyam mı?

Silinmeler,
Deniz üstü, dönenceler ceviz kabuğu gemiler..
Üstte dostlar, aklınca teslimiyet ve güvenceler
Meğer..
Bir çocuksun ve akıllı senden herkes, daha dün gibi.
Hadi ağla ki, yok çaren..

Çekilmeler,
Koca şaşkınlık, sürüklen ardından ve incir de krurudu, buruldu.
O tadı ara, eskiden bildiğin,
Gülsuyu serpilmiş pudra şekerli su muhallebisine
Bakar gibi..
Eğer..
Uçuksun, alay ediyor seninle herkes, koruyucun benim,
Buna da mı? ama nasıl güleyim?
Hatta var mıyım?

Özdener Güleryüz

Ak Alında Adı Kader

11jvqk2mgze

Bildiklerine sus, zaman ki o değil, geçti,
Yağmur bile yakıyor.
Toprak da sevgilim, şimdi en eski sürüngenlerini göstermiyor.
Bir diyar sanki farklı, yine o yeşiller, bir eski duvar,
Kemerli kapısında mızraklı caniler, vaktidir artık..

Sanki kararmış denizinde yelkeni yırtık yelkenli ne bana ne bize..
Sadece düşte gitmeler, çiçek tozları bile, incirin kokusu bile..
Anımsarsın umarım bir kenara koyduğunda, gün olur da.
Çağırmayı mı bilemedim,
Nedenini hiç ki, çakıllar yolumda,

Uçurumlar aslında yemyeşil kucak gibi, deniz gibi boşluklar,
Talan dağlar, düzlükler benim yüreğim,
Siyah saçlı tapınak kadını gibi kara sürmeli gözlerin bir nehir.
Gelmesin yolcuyum oraya, gördüm,
Ak alında adı kader,
Şimdi dedim, değil! dedi hiç üzmedi, bildiğini söyledi gelmedi.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Acı Bedenler

fft107_mf5739423

Ne anladıysak
Değerli olmaktan ve kalmaktan
Geçmişte?
Acı bedenimiz bile üst üste giyilmiş
Derilerimiz gibi pul pul parıldıyor.
Yığınlar içinde göz gözü görmüyor.
Terk edilemez gibi sanki.
Ülkemizdir.
Yeni benliklerde,
İhtimaldir ki,
Sadece kabuk.
O geçmişler ki,
Ağır ve köhne.
Fazla ağırdır bu kez.
Yoksunluklar ki; ömür de
Ömür boyu.
Yüzleşmelerden,
Bundan sonra,
Ancak hiçlerle dolu
Ve sadece acı bedenler.

ÖZDENER GÜLERYÜZ

Sevmediğin Yer.

edremit-12-04c0c17e-5968-4bbe-b79e-04dc8f65ef9c

Kuvvetmiş ateşe, Rüzgar..
Toprağı da savururmuş
Gerek de yokmuş aynı olmaya
Yansa da canlarımız
Cihanın sureti, içimizdeymiş..

Yanıyormuş canı, uzakmış.
O uzakta, çorak toprak tene vurmuş,
Suyu seven su kuşu, mavi bir dalgayı özlermiş.
Özlemi yarınlara uçmuş.

Direnirmiş ki, zamana Ege kıyısında beyaz köpük..
Beklermiş..
Ve ”bir gün!” demiş, su kuşu,
Yüküm ağır, yaşım ”geç” miş.
Ama sonunda,
Tenime Deniz değecekmiş..

Özdener Güleryüz